“Şirketten çıkma payı”, bir ortağın ortaklık sıfatının sona ermesi karşılığında şirketteki payının gerçek ekonomik değerini temsil eden alacaktır. Türk Ticaret Kanunu’nda limited şirketler bakımından esas olarak “ayrılma akçesi”, anonim şirketlerde haklı sebeple fesih davası kapsamında ise uygulamada “çıkma payı” veya “pay bedeli” ifadeleri kullanılmaktadır.
Anonim şirketlerde azınlık pay sahiplerini çoğunluğun sürekli ve ağır nitelikteki kötüye kullanımlarına karşı koruyan istisnai bir yol vardır: şirketin haklı sebeple feshi davası. Çıkma payı da bu fesih davasında ulaşılabilecek sonuçlardan biridir. Bu gerekçeyle aşağıda fesih davasının süreci açıklanmaya çalışılacaktır.
TTK m. 531, anonim şirketlerde azınlık pay sahiplerini çoğunluğun sürekli ve ağır nitelikteki kötüye kullanımlarına karşı koruyan istisnai bir yoldur. Hükme göre belirli sermaye oranına sahip pay sahipleri, haklı sebeplerin varlığı hâlinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme fesih yerine payların gerçek değerinin ödenmesine veya başka uygun bir çözüme de karar verebilir.
1. Davacının gerekli pay oranına sahip olması gerekir
Davayı;
- halka açık olmayan anonim şirketlerde sermayenin en az %10’unu,
- halka açık anonim şirketlerde sermayenin en az %5’ini
temsil eden pay sahipleri açabilir.
Bu oran tek bir pay sahibine ait olabileceği gibi birden fazla pay sahibinin birlikte hareket etmesiyle de sağlanabilir. Ölçüt oy hakkı değil, esas itibarıyla sermayeyi temsil eden pay oranıdır. Gerekli oranın dava tarihinde mevcut olması gerekir. Pay sahipliği sıfatının veya gerekli oranın yargılama sırasında kaybedilmesi, davacının aktif dava ehliyeti ve hukuki yararı bakımından sorun yaratabilir.
Dolayısıyla %10’un altında payı bulunan bir halka kapalı anonim şirket ortağı, yalnız başına TTK m. 531’e dayanamaz. Ancak diğer azınlık pay sahipleriyle birlikte hareket ederek eşiği tamamlayabilir.
2. “Haklı sebep” bulunması gerekir
Kanun, haklı sebepleri tek tek saymamıştır. Haklı sebebin bulunup bulunmadığını mahkeme; şirketin yapısını, ortaklık ilişkilerini, olayların süresini, ağırlığını ve azınlık üzerindeki etkisini birlikte değerlendirerek belirler. Resmî yargı kararlarında da TTK m. 531’de haklı sebebe ilişkin kesin bir tanım veya sınırlı bir liste bulunmadığı kabul edilmektedir.
Bir olayın haklı sebep oluşturabilmesi için genellikle şu özellikleri taşıması aranır:
- Tek seferlik ve önemsiz değil, ciddi veya süreklilik gösteren bir davranış olması,
- şirketin veya azınlık pay sahiplerinin ekonomik ve ortaklığa bağlı menfaatlerini ağır biçimde zedelemesi,
- çoğunluğun hâkimiyetini dürüstlük kuralına aykırı biçimde kullanması,
- pay sahibinin ortaklık ilişkisini sürdürmesinin objektif olarak katlanılmaz veya anlamsız hâle gelmesi.
Haklı sebebin mutlaka şirketin iflas etmiş veya borca batık olması şeklinde ortaya çıkması gerekmez. Kârlı bir şirkette de çoğunluğun sistematik biçimde azınlığı dışlaması haklı sebep oluşturabilir.
3. Haklı sebep oluşturabilecek başlıca durumlar
Somut olayın özelliklerine göre aşağıdaki durumların biri veya birkaçı birlikte haklı sebep sayılabilir:
- Azınlığın bilgi alma ve inceleme haklarının sürekli engellenmesi,
- genel kurulların usulsüz yapılması veya azınlığın toplantılardan dışlanması,
- şirket kâr ettiği hâlde uzun yıllar makul bir gerekçe olmaksızın kâr dağıtılmaması,
- çoğunluk pay sahiplerine veya ilişkili kişilere haksız menfaat aktarılması,
- şirket varlıklarının düşük bedelle hâkim ortağa veya ilişkili şirketlere devredilmesi,
- çoğunluk lehine ve azınlık aleyhine sürekli eşit işlem ilkesinin ihlal edilmesi,
- yönetim ve denetim mekanizmalarının tamamen çoğunluğun kişisel çıkarları için kullanılması,
- şirketin sürekli zarar etmesi, atıl hâle gelmesi veya şirket amacının fiilen gerçekleştirilememesi,
- azınlığın payını sulandırmak veya ortaklık üzerindeki etkisini ortadan kaldırmak amacıyla sermaye artırımlarının araçsallaştırılması,
- şirket hesaplarının açıklanmaması, gerçeğe aykırı finansal tablolar düzenlenmesi veya şirket kaynaklarının şirket dışına aktarılması.
Yargı uygulamasında sürekli zarar, uzun yıllar kâr dağıtılmaması, şirketin atıl kalması ve ortaklık içindeki güven ilişkisinin şirket faaliyetlerini ciddi biçimde bozması haklı sebep değerlendirmesinde dikkate alınan olgular arasındadır. Ancak bunlardan hiçbiri tek başına ve otomatik olarak fesih sonucu doğurmaz.
4. Feshin son çare olması
Şirketin feshi, şirket tüzel kişiliğini sona erdiren ağır bir sonuçtur. Bu nedenle TTK m. 531 uygulamasında fesih, “ultima ratio”, yani son çare olarak kabul edilir.
Mahkeme şu soruyu değerlendirir:
İleri sürülen sorun, şirket feshedilmeden; genel kurul kararının iptali, bilgi alma hakkının kullandırılması, özel denetçi atanması, yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası, ihtiyati tedbir veya pay sahibinin gerçek pay değeri ödenerek şirketten ayrılması gibi daha ölçülü bir yöntemle çözülebilir mi?
Sorun daha hafif bir hukuki araçla etkili biçimde giderilebiliyorsa şirketin feshi yerine bu yol tercih edilir. Resmî yargı kararlarında da haklı sebeple fesih davasının son çare niteliğinde olduğu açıkça belirtilmektedir.
Ancak bu ilke, davacının TTK m. 531 davasından önce mutlaka bütün diğer davaları açıp sonuçlandırmış olması gerektiği anlamına gelmez. Diğer yolların somut olayda etkili ve yeterli olup olmadığı incelenir. Azınlığın yıllarca sonuç alamadığı, çoğunluğun davranışının sistematik olduğu veya başka yolların sorunu gidermeyeceği anlaşılırsa doğrudan TTK m. 531’e başvurulması mümkün olabilir.
5. Davanın doğru kişiye karşı açılması
Dava esas olarak anonim şirket tüzel kişiliğine karşı açılır. Çoğunluk pay sahipleri, yönetim kurulu üyeleri veya hâkim ortaklar kural olarak TTK m. 531 davasının asıl davalısı değildir.
Bununla birlikte onların hukuka aykırı işlemlerinden dolayı;
- genel kurul kararının iptali,
- yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu,
- şirket zararının tazmini,
- pay sahibinin doğrudan zararının giderilmesi
gibi ayrı talepler varsa ilgili kişiler ayrıca davalı gösterilebilir. Bu taleplerin hukuki dayanakları TTK m. 531’den farklıdır.
6. Davacının fesih talebinde bulunması
TTK m. 531’de öngörülen asıl dava, şirketin haklı sebeple feshi davasıdır. Davacı dilekçesinde şirketin feshini isteyebilir ve ayrıca fesih yerine;
- paylarının gerçek değerinin ödenerek şirketten çıkarılmasına,
- uygun bir kurumsal çözüm geliştirilmesine
karar verilmesini talep edebilir.
Bununla birlikte mahkeme, davacının önerdiği çözümle tamamen bağlı değildir. Haklı sebebi tespit ettiği hâlde fesih yerine daha ölçülü bir çözüm belirleyebilir.
7. Mahkeme dört temel sonuca ulaşabilir
- Davanın reddi: Pay oranı veya haklı sebep koşulları bulunmuyorsa dava reddedilir.
- Şirketin feshi: Sorun başka şekilde çözülemiyorsa şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilir.
- Pay bedelinin ödenmesi: Davacıların paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değeri ödenir ve davacılar şirketten çıkarılır.
- Diğer uygun çözüm: Mahkeme somut olayın gerektirdiği başka bir çözüm belirleyebilir. Örneğin belirli bir işlemin yapılması, kâr dağıtılması, şirket yönetiminin yeniden düzenlenmesi veya azınlığı koruyacak bir kurumsal mekanizma oluşturulması gündeme gelebilir.
Kanun, gerçek pay değerinin karar tarihine en yakın tarih itibarıyla belirlenmesini öngörmektedir.
Yorumlar
Yorumlar önce moderasyon bekler; onayladıktan sonra burada görünür. Yorum yazmak için hesap gerekmez.